11 Aralık 2018 Salı

i y i

*9 Ocak 2018 tarihinde yazıp yayınlamadığım bir yazı*
Çubuk kraker yerken gelen mail sayesinde bir blogum olduğunu hatırladım. 
Yıllar sonra merhaba öyleyse :p 

Nasıl olduğumu soran kişiye teşekkür ederim, öylesine mutlu oldum ki direkt yeni bir yazı yazma isteği geldi. :>

Evet... son yazımın üzerinden 2 yıl geçmiş. Bir güncelleme gerekiyor gerçekten. 

Depresyon konusundan başlarsak... 
1.5 yıl öncesi gerçekten hayatımda en dipte olduğum zamandı. Sebeplerini de genel anlamda paylaşmıştım, ama artık bir sürü "küçük" şey üzerine eklenen aile problemlerinin beni dibe çektiğini düşünmüyorum. Sorunun asıl kaynağının (%70'lik bir kısmın) aile kaynaklı olduğunu düşünüyorum. 
Evet, gerçekten aile dışındaki hayatımda mutlu değildim ve çırpınıyordum ama beni aşırı, anlık duygu yoğunluğuna sürükleyen- dolayısıyla kendime zarar vermemi sağlayan olayların çoğu aile kaynaklıydı.
Eğer benim gibi, zaten baştan dibe düşmeye meyilli olan beyninizi dibe iten şey hayatınızda gelişen olaylarsa, büyük ihtimalle onlar düzeldiğinde siz de daha iyi hissedersiniz. Bunu söylüyorum çünkü, depresyonun illa somut bir sebeple gelmesi söz konusu değil. İğrenç hissetmek için bir sebebe sahip olmak zorunda değilsiniz, bu sizi daha az veya daha fazla depresif yapmaz. Sadece, elinizde düzelmesi için umut olan bir probleminiz varsa, depresyondan "kurtulmak" için şansınızın daha fazla olduğunu düşünüyorum. 

Bende de öyle oldu. Hayatım o dipteki döneme nazaran iyileşmeye başladığında benim ruh halim de iyiye gitti. Bunun yanında (biraz tesadüfen) kendime ilgilenecek yeni bir şeyler buldum. Saçma şeyler hakkında çok çabuk heyecanlanabilen ve mutlu olabilen biri olduğumdan, bu benim üzüntü-kızgınlık veya sabit durgunluk halinden çıkıp başka duygular hissetmemi sağladı. Böylelikle yavaşça iyiye gittim.
En son kendimi yaralamaya devam ettiğimi söylemişim. Artık etmiyorum. Neyse ki çok ciddi bir boyuta ulaşmadan kendimi durdurabilmeyi başardım.
AMA...


Maalesef bunların hiçbiri artık mükemmel hissettiğim ve bunlardan hiç iz kalmadığı anlamına gelmiyor.
"Dibe düşmeye meyilli beyin" demiştim ya, bunu değiştirmek zor. 
Bilmiyorum abartıyor muyum, bunu söylediğim için kızabilirsiniz de ama ben beynimin hasta olduğunu düşünüyorum. Yani, depresyonun beni tamamen özgür bırakacağını sanmıyorum. Sürekli bu kuyunun çevresinde dolaşıyorum sanki... Bir kez içine düştüm, çıkmayı başardım ama ondan tamamen uzaklaşamıyorum. Evet, şu an iyiyim, belli aralıklarla dengemi kaybetsem de düşmemek için kendimi zorluyorum ama bu demek değil ki bir daha asla düşmeyeceğim ve bu sadece bir anı olarak geçmişimde kalacak. 
Fazla mı edebi oldu?  Pardon. :p

Yani hala depresif dönemlerim var. Sadece artık bunları kısmen kontrol altına alabiliyorum. Kötü hissettiğim zaman kendimi suçlamıyorum, kendimden nefret etmiyorum. Bunun yerine kendime kötü/üzgün/durgun hissetmek için izin veriyorum, insan olduğumu ve duygularımın olduğunu kendime hatırlatıyorum. 
Benim problemlerimden bir tanesi de duygularımla barışık olmamamdı. Kötü hissettiğim zaman sanki zayıf bir insanmışım gibi hissedip kendimi yargılıyordum yani. Fark ettim ki duygularınızı kabul etmek gerçekten çok daha iyi ve rahatlatıcı. İnsanız ve zaten tüm olayımız bir şeyler hissediyor oluşumuz. Şu an duygularıyla barışık olan insanlar çok daha güçlü geliyor bana. 

Kendimi tanımak için hala uğraşıyorum. Eğer kendinizi tanırsanız böyle durumların içinden çıkmak daha kolay olacaktır. Mesela biliyorum ki böyle durumlarda kendimi bir şeyler yapmaya zorlamam durumu iyileştirmeyecek. Bunun yerine birkaç gün bir şey yapmıyorum, enerjimi topluyorum. Bu benim için doğru olan şey, ama sizin için tam tersi veya tamamen başka bir yöntem işe yarayabilir. 

Sonuç olarak iyiyim :) Tekrar teşekkür ederim. <3 

11.12.18///
Bu arada, psikolojik rahatsızlıklar (depresyon, anksiyete vb.) ilgili ve birazcık da bilgili olduğum konular. Eğer bir şeylerden bahsetmemi isterseniz yorum yapın, illa ki geri dönüş yaparım (bu yazı gibi 1 yıl sonra da gelebilir yani asldıjkagşd).

8 Şubat 2016 Pazartesi

Kendini kesme/yaralama ve depresyon. wowowow başlık.



MERHABAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAAaaaaaaaaaaaaaaaaa!

Yazı yazmak isteyip de yazmamanın, üşengeç olmanın beni rahatsız ettiği halde bu durumu değiştirmek için bir şey yapmıyor olmam voooohoov.
-
EVVVVVVEET arkadaşlar nasılsınız sdasjflkadfs

Yazmayalı 10 yıl olmuş olabilir tabii bunlar bu blogda normal şeyler..

Bu kez yazmak istememin

-

Evet.. daha önce girip bi türlü yazıya başlayamamanın örneklerini gördük hep beraber sfjkadlfad
Bu kez olacak umarım.

Öhöm. Klasik bir şekilde nereden başlayacağımı bilmiyorum xbsjxn

Uzun zamandır yazmak istediğim bir konu hakkında yazacağım. Burası biraz günlük haline dönüştü, devam etsin. En büyük sorunlardan biri de problemlerimi genellikle insanlarla paylaşmamam. Buradan yazarak kendimle ve tesadüfen okuyan insanlarla paylaşayım :3

En başından başlayalım o zaman.

Geçen sene bahar aylarında okula, staja ve üniversiteye hazırlık için atölyeye gidiyordum. Hiç boş günüm yoktu ve sınav stresi vardı. Ruh halimin mala bağlaması o aralar başladı xd

Çizimde belli ve son konuya gelince bende bir tıkanma oldu. Hiç ilerleyemiyormuşum gibi geliyordu. Bu yüzden yaptığım şeyi sevmemeye başladım. Ödev yapmaktan farklı gelmiyordu. Fakat öğrenmem gereken asıl konu buydu çünkü üniversite sınavları bu konulardan oluşuyordu. Bir diğer problem ise, muhtemelen ailevi vs sebepler dolayısıyla zaten mükemmel hissetmediğimden, kendimi geliştirip daha iyi çizmek için motivasyon kaynağı da bulamıyordum. Ben niye bu kiple yaziom bilmiyorum ama çıktı birden za

Neyse. Geçerli bi sebep olarak bunları buldum. Stres, motivasyon eksikliği, bıkkınlık ve aile problemlerinin eklenmesi.

Haziran ayının sonlarında atölyeye gitmeyi bıraktım. Sınav Ağustos sonundaydı. En çok çalışmam gereken zamanlarda çalışmayı bıraktım. Hiçbir şey için enerjim yoktu, evden dışarı çıkmıyordum ki normalde de pek çıkmam zaten. Yani kısaca saçma sapan bi moda girdim. Bu sınav dönemine kadar devam da etti. Zaten sınavları geçmekten umudu kesmiştim bile. Sonuç beklediğimiz gibi de oldu.

-

Bu "depresif" ruh hali sürekli benimle birlikte-ydi. Arada "normal" hissettiğim zamanlar da oluyordu tabii. Bana göre bunlar gayet normal şeyler ki herkes problemlerle boğuşuyor zaten. Özel bir şey değil diye düşünüyorum. Sonra beni korkutan bir şey oldu.

Whatsapp konuşmalarında o güne kadar gittim ve bu beni korkutan şeyin ilk kez başıma gelmesinin 29 Eylül 2015 tarihinde olduğunu gördüm. Kendimi stalklıom xd xxd

Yine ailevi sorunlar, öyle sinirlenmişim ki ağlıyorum. Odada yatağa oturmuş ağlayarak etrafa bakıyorum öyle. Birden nereden geldiğini anlamadığım garip bir düşünce aklımda belirdi. Acı hissedersem rahatlayacağım hissine kapıldım. Bir yerimi kesmenin ve kendi kanımı görmenin beni rahatlatacağından ve daha iyi hissettireceğinden neredeyse emindim. Amaç bir şeylere zarar vermek değildi, başka bir şeye zarar verme düşüncesi çok çok uzaktı. Mesela, sert bir yere yumruk atmayı düşünsem, oraya vereceğim zarar veya uygulayacağım kuvvet değil, elimde hissedeceğim acı rahatlatıcı/tatmin edici geliyordu.

Böyle bir düşünce daha önce hiç belirmemişti. Böyle bileğini kesen insanlara tam bir ergen gözüyle bakıyordum ki hatta buraya da yazmışım.
bkz,

Bileğini kesen insanlara ergen der, ki onlara ben de derim yalan yok yani asljgkeçmdge
Sahte ve gösterişçi geliyor bana.

Çünkü gerçekten çok uzak bir düşünceydi. Bir insan kendine neden zarar versin?
Neden?

Cevabı açıkçası ben de bilmiyordum. "Neyse" dedim ta ki bu düşünce 10-15 günlük aralarla 2 kez daha aklımda belirene kadar. Yine böyle duyguların yoğun olduğu zamanlarda. Sonunda bi "noluo la ne bu" demeyi akıl ettim. Korktum da biraz kendimden. Herkesin yapacağı gibi gugıla yazdım hemen. Böyle böyle oluyor, neden diye. Çok güzel ve mantıklı cevaplar aldım arkadaşlar..

-blogun bilgilendirici kısmı ehu-
Öncelikle "self-harm" ya da "kendini yaralama"nın ne olduğunu açığa kavuşturalım. Sadece İNTİHAR AMACI OLMADAN kendine farklı çeşitlerde verilen zararlar. En çok karşılaştığımız vücudu kesmek evet, bunun yanında vücudu yakmak, tırmalamak, saçları yolmak, eli kolu bacağı kafayı bir yerlere vurmak vs vs var..

Konuya uzak olan biri için anlamsız ve çok saçma geliyor, biliyorum. İnsanlar genelde benim daha önceden düşündüğüm gibi, insanların bunu ilgi istedikleri için yaptıklarını düşünüyorlar. Bazıları yapıyor bunu evet fakat büyük bir kısım rahatsız oluyor ve insanların görmemesini istiyor, bu yüzden zaten bacaklar, karın kesiliyor kollar yerine.

Ben anlatmaya çalışacağım, siz de anlamaya çalışın oley.

-Baş edememek. Yaşadığın duygular (hüzün, öfke vs) o kadar yoğun ki, seni boğuyorlar. Bazıları ağlar mesela, bu gayet normal, değil mi? "İçini boşaltmak, rahatlamak" için ağlamak. Kendine zarar verme isteği de ağlamak gibi aslında. "Nedense" bu rahatlatıcı geliyor. Yaşadığın duygulardan daha üstün bir his yaratmak. Yaşadığın fiziksel acının duygusal acıdan üstün olması veya o an kendini yaralamayı düşündüğün için, seni boğan düşüncelerden uzaklaşman, dikkatinin dağılması. Yani kısaca yaşadığın, hissettiğin şeyden kendini uzaklaştırmak. Geçici de olsa

-Olayların kontrolden çıktığı, senin kontrolünde olmadığı zamanlarda, tam da senin kontrolünde olan bir şeyin olması.

-Hissiz, uyuşmuş hissetmekten sıyrılmak ve "gerçek" hissetmek, ya da sadece HİSSETMEK

-Bazı sebeplerden dolayı kendine ceza vermek, bunu hak ettiğini düşünmek..

Bunlar en yaygın sebepler. Kendini yaralayan kişi bunlardan birini ya da birkaçını hissederek bunu yapıyor olabilir, kendine ait sebepleri de olabilir. Sebepler bunlarla sınırlı değil çünkü.

Sonuç olarak, evet, düşününce mantıklı olan aptalca bir davranış.
-bilgilendirici kısmın bitmesi eyo-

Bu konu hakkında bir sürü araştırma yaptım, bunu yapan kişilerde genelde depresyon, bipolar bozukluk, şizofreni vs gibi psikolojik hastalıklar görülüyor. GENELDE dedim bakın.. ^^

Sonunda bi hmm deyip psikiyatristten randevu aldım. 2 hafta sonrası falandı ama. -_-
O zamana kadar, sadece yoğun duygu yaşadığımda ortaya çıkan bu istek, en sonki yoğun duygudan beri sürekli aklımdaydı. İçimde hep bi dürtü hissediyordum kendime zarar vermek için. Hoaydaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!11

Yahu bir yapsam rahatlayacağım diyordum. Sadece en yakın arkadaşıma söylemiştim bunu, bana çok yabancı bir düşünce olduğu için. Yine onunla konuşuyorduk bunun hakkında. Dedim ki "belki yapsam 'hmm rahatlatmıyormuş, neyse görmüş olduk bb' derim ve olay biter". O da dedi ki "ya da gerçekten rahatlattığını hisseder/düşünürsün ve bu davranışını tekrarlarsın". "Oha" dedim "çok mantıklı". Yapmadım.
Günlerce.
Günde 20 kez aklımdan geçen şeye karşı koydum ve denemedim.

Sonra eeeeeeeeeeeeeh başlarım ama haaaaaaa allahallaaaaaaaa!!!!!11111111 dedim ve denedim.

Öncelikle düşündüğüm şey LA BU KOLAY DEĞİLMİŞ oldu. Ben kan akıtmanın çok kolay olacağını düşünmüştüm. Bir çizik at, aksın. Öyle değilmiş arkadaşlar. Bildiğin acıyor. (duh) Sonuç olarak küçük bi kedi tırmalayışı gibi bir şey oldu, kan görülmedi.
Şimdi o an ruh halimin dipte olduğu bir an değildi pek. Hep dipte ztn dıwolurjfsedgkoapsiwkf

Yani bu, o diğer anlar gibi yoğun duygular yaşadığım bir zaman değildi. Yine de rahatlama ve sıyrılma isteği vardı.

Neyse efendim. İlk olay böyle oldu. "Gariptir" ki sonrasında daha iyi hissettim.

Psikiyatrist konusuna gelirsek.. Fakir bir insan olduğum için ve OH YES DEVLET HASTANELERİNDE DE VARMIŞ BU BRANŞ dediğim için psikolog yerine psikiyatriste gittim.
Aradaki farkı bilmeyenler için, psikiyatrist ilaç yazıp gönderiyor. Psikolog/terapist de derdini dinler konuşturur.. Yani ilk önce psikoloğa gitmek daha iyi, zaten gerekli olduğunda o psikiyatriste yönlendirir, onların ilaç yazma yetkisi olmadığından. Paranız varsa kesinlikle gidin.

Eh yani doktorcuğumuz da 2 farklı ilaç verip gönderdi beni. Ben de 1 haftadan sonra kullanmadım ilaçları. ROBOTLAŞMAK İSTEMİYOM ÜHÜÜÜÜÜÜÜÜÜÜ dedim sfjlasksafa

2. randevudan birkaç gün önce, malca bi sebepten ilk "gerçek" yaralamayı yaptım. Hatırlamaya çalışıyorum sebebi bi sn.
Şimdi ben böyle dibe vurduğum zamanlarda hiçbir şey yapamıyorum. Olmuyor. Kendimi zorlamaya bile gücüm/isteğim olmuyor. Kalkamıyorum yataktan. Açıklayamıyorum ama bir türlü olmuyor işte. Bu yıl haliyle tekrar üniversiteye hazırlanıyorum ve bu yüzden atölye/kursa gidiyorum. Dersane gibi bir şey çizim için. Böyle zamanlarda gidemiyorum da işte. Tamamen mallık çünkü para verdiğim bir şey. Okul gibi değil yani devamsızlık yapma isteğim olsun. Sadece yapamıyorum. İtemiyorum kendimi.
O zamanlarda da 1 hafta gitmemiştim kursa. En sonunda bi gün kalkıp hazırlanmayı başarmıştım. Bu arada haliniz böyle olunca gerçekten kalkmak ve bi şeyler yapabilmek size göre bir başarı oluyor. Normal hayatta "meh" olan şeyler, böyle hissederken yapınca wowowow olabiliyor cidden. Neyse. Annem de anlayışlı olduğundan gitmememe bir şey demedi ama iyi bir şekilde "eh git artık istersen" falan yapıyor böyle, içim parçalanıyor. Bense hazırlanmışım fakat bir türlü kendimi kapıyı açıp dışarı çıkmaya zorlayamıyorum. Koridorda mal mal duruyorum öyle. Sonra sinirlendim kendime. Dedim bu ne aq. Ne kadar da değersizsin. Gerçekten o an o kadar değersiz hissediyordum ki. Hiçbir şeyi hak ettiğimi düşünmedim. Güçlü olmadığınızı bilmek de koyuyor. O an tekrar zarar verme isteği uyandı içimde. Deli gibi. Sonra yaptım. Bu kez kolay oldu kan görebilmek. Anladım ki duygu ne kadar yoğunsa, acıtmak da o kadar kolay. 

-

3. randevuda sonunda bazı şeyler gün yüzüne çıktı çünkü test yapılmıştı. 550 sorudan falan oluşan garip bir test. Sonuçları götürdüm. Bi zarfın içinde verdiler sonuçları da, kapalı böyle. Halbuki ben de bakmak istiyordum o sonuçlara :'( çok fena üzüldüm arkadaşlar..
Doktor şöyle baktı, dedi ki.. "hmm, karamsarlık, yorgunluk, uyumsuzluk, stres, mutsuzluk çıkmış. Doğru mu?". Of korz doktorcuum. Neyse. Sonra sonuçları da çekmecesine attı. İçim gitti be. Bu muydu yani? Ben "ÇAT!!" diye bir tanı konmasını bekliyordum. Zaten bildiğim şeyleri söyledi. Poooohff dedim. Biraz farklı konular hakkında konuştuk. Arkadaş edinme, sorunları paylaşma ve sorunların kaynağı vs. Sonra ilacı yenileyip gönderdi. Reçeteye baktım, tanı kısmında "depresyon" yazıyordu. HIIIIIIMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMMmmmmmmmmmmm dedim.
Diğerlerinde de öyle yazdı.

Yoruldum yazmaktan hiaaaaaaaaa bitirelim bence yavaş yavaş.

Neyse. Sonrasında 4 5 kez daha yaptım. Genellikle duygu yoğunluğundan. Baş edememek. Sanırım yapmaya devam edeceğim. Şu an çok aptalca olduğunu biliyorum fakat belli zamanlarda, yapılabilecek tek şey oluyor, veya yapmak istenen tek şey.

Eğer başlamamışsanız, başlamayın. Kendinizi bunun sizi rahatlattığı ve daha iyi hissettirdiği konusunda ikna ederseniz eğer.. sonu gelmez. Onun yerine başlamamak/bırakmak için sebeplere bakın.

Bu yazıda sadece blogu günlük olarak kullandım, geri dönüp hatırlamak için.
Bundan bir sonraki yazıda kendini yaralama konusunda detaya girmek istiyorum. Türkiye'de bu konu hakkında bilgi sahibi olan insan çok az bence.

Eğer kendini yaralıyorsan veya bunun hakkında düşünüyorsan.. bil ki yaraların hep seninle kalacak ve sana bazı şeyleri hatırlatacak. Bil ki bulduğun "çözüm" kalıcı değil, anlık ve problemlerin hala orada. Evet bunu yapan biri olarak bunlar bana da mantıklı geliyor fakat dediğim gibi, o anda sadece yapıyorum. Belki sen yapmadan önce düşünürsün.


Okuduğunuz için teşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşşekkürler~




17 Kasım 2014 Pazartesi

Yaşamak İstiyorum

Bu ara nedense hiç olmadığım kadar yalnız hissediyorum. Bu yıl hiç boş günüm yok, her gün dışardayım fakat hepsi eğitim amaçlı. Her gün aqmıoRum yani ASD:AFADS
Neyse, bu süre zarfında sadece 2 gün okula gidiyorum. Arkadaşlar YEMİNLEN okul bu yıl favori mekanım oldu. Çünkü sadece orada arkadaşlarım var ve gülüyoruz. Artık Pazartesi gününden nefret bile etmiyoruz, çünkü okul var. Bir enerjiğiz ki sormayın.. Onun dışındaki günlerde mal gibiyim çünkü yanımda kimse yok. Bilmiyorum neden ama bu ara buna biraz fazla takılmaya başladım.. İstiyorum ki birlikte otobüse yürüyebileceğim, yemek yiyebileceğim, konuşmayı ve birlikte olmayı sevdiğim biri olsun. Yemek yemeye bir çıkıyorum yalnızım, çevremde mutlu insanlar ASDA:s
Hayır yani kıskanıyorum falan değil de, insan bir garip hissediyor. Bazen düşünüyorum; "Şimdi otobüste 'Benimle arkadaş olmak isteyen var mııııııııı? Çok yalnızım da..' diye bağırsam ne olur.. En fazla ne olabilir ki? Kimse cevap vermez ve ben o garipliğin en üst düzeye çıktığı ortamda mal gibi kalırım. "Kimse mi? Bir kişi bile mi? Hmm...." Böyle senaryolar kuruyorum salak salak.. hayır yapacağım bir gün diye de korkuyorum, orası da ayrı bir mallık.
Ha tabii bunun tersini de düşünüyorum bazen ehueheuheu ;))))) "Tabii ki ben senin arkadaşın olacağım mma'leydi!"

ÇOK MU ZOR BİR ARKADAŞ BULMAK?!?!??! Bir yandan, istesem peşlerine takılabileceğim insanlar tabii ki var.. ama böyle bir şeyin benim için anlamı yok.

Neyse, asıl bahsetmek istediğim şey bu değildi zaten. Bu muydu yoksa?
Her ergen insanın yaptığı gibi hafiften bir yalnız hissedince hemen hayatın anlamını falan sorgulamaya başladım. Bunu arada sırada da olsa belli bir süreklilikle yaparım zaten.. "NİYE YAŞIYOZ KİĞ?" düşünceleri beynimde geziyor. Yaşamanın gerçekten hiçbir amacı yok ve ölüyoruz da. Yaşadın, öldün, belki ot gibiydin kimse seni hatırlamayacak, belki de çok etkili bir insandın ve yüzyıllar boyunca hatırlanacaksın. Eee? Sana ne bundan, ölmüşsün, dünyada iz bıraksan ne olur? Sessizce gitmiş olsan bir şey değişir mi? Sonradan bunların raporu gelmiyor ki sana öldükten sonra arkanda bıraktıklarınla tatmin olasın.
Geleceğimiz güzel olsun diye çalışıyoruz, yarın ölebiliriz de. Al işte boşa gitti bütün uğraşların! Hem geleceğimiz güzel olsa ne olacak.. Lütfen biri gelsin ve bu düşüncelerimi değiştirsin! Kendimi keseceğimden değil, hayata güzel yönden bakmak istiyorum aslında. Bunu bir süre yapabiliyorum da, fakat "ölüm" fikri yine her şeyi kesip atıyor.

Hayatımı dolu dolu yaşamak istiyorum, dopdolu. Boş bir şekilde +70 yaşına kadar yaşamaktansa, istediklerimi yaparak tatmin olmuş bir şekilde 50 yaşımda ölmeyi yeğlerim. Tabii şu an böyle diyorum ama, o zaman mutlaka fikrim değişecektir, malum yaşamak tatlı.. Bilmiyorum, hayatım dolsun taşsın istiyorum. Bir kere yaşıyoruz bu hayatı, bence bütün duyguları en uç noktalarına kadar yaşamalıyız. Ölüme giderken değil de, ölmeden önce yaşamaktan bahsediyorum. Sevgi, aşk, bunlara doymamız lazım. Acıyı en derinine kadar yaşamamız lazım, hüznü, mutluluğu da. Belki de daha önce hiç tatmadığımız bir şeyi.
Gezmek istiyorum.. dünya boyunca. Ülkeleri tek tek keşfetmek istiyorum. İnsanların ağızlarının tadını tahmin etmek, geleneklerini ve kültürlerini öğrenmek, şaşırmak istiyorum. Bir sürü farklı insan, yer, yaşayış görmek istiyorum. Gittiğim her yerden bir hatıra kazımak istiyorum vücuduma. Bazen aç kalmak istiyorum, başka bir gün hiç tatmadığım tatlarla tıka basa doymak. Gittiğim yerdeki insanlar beni sevsin, bana gülümsesinler, bana yepyeni şeyler öğretsinler istiyorum. Bir yandan diğerlerinin benden hoşlanmamalarını, beni kınamalarını ve dışlamalarını istiyorum. Acemice gittiğim yerlerde sıcaktan kavrulmak, bazen de soğuktan tir tir titremek istiyorum. Sonra yöresel bir tatla içimi ısıtmak.. Daha önce adını bile duymadığım bir etkinliğe katılmak istiyorum onlarla birlikte. Koşmak, yürümek, yüzmek, düşmek, bir yerlerimi incitmek istiyorum. Sesim kısılsın istiyorum aptalca şarkı söylemekten. Rüzgarı yüzümde ve soğuğu dudaklarımda hissetmek istiyorum. Her hatıramı defterlere dökmek istiyorum, bazen de sadece vücudumdaki küçük bir ize bakıp hatırlamak. Daha birçok şey yazabilirim inanın bana, o kadar çok şey yaşamak istiyorum ki..
Keşke fırsatım olsa ve gerçekleşseler.


Yalnız normalden çok farklı bir yazı oldu farkındayım, ama şu an böyle hissediyorum. Siz de başka bir yüzümü görmüş oldunuz belki. :P

Bu arada, dedim ya hayatta iz bırakmak seni tatmin etmeyecek vs..
Bence hayattaki en mutlu edici şey, bir insanın size bakıp "Senin sayende, seninle birlikte pes etmedim" demesi.  Düşünsenize o an yaşayabileceğiniz duyguyu..  inanılmaz. Yaşarken birilerine ilham kaynağı olmak. Kalplerine dokunabilmek. Hiç kolay bir şey değil, fakat buna ulaştığınız zaman eminim ki dünyalar sizin olacaktır..

Hayatımızda yazılarıyla, şarkılarıyla, çizimleriyle, ya da başka herhangi bir şekilde yer alan insanlar iyi ki varlar.